Bugün, bildiğiniz üzere salı günü. Oldukça sıradan. Benim için de öyle başladı sıradan. K.’ya sabah trene binip babane ve dedesine gideceğimizi söylediğimde ‘oley kitap alıp okuyalım.’ dedi. Ohh, dedim içimden harika. Okuyacağız. Onu, okula bıraktım, okuluma geçtim. Ne göreyim, sipariş verilen kitaplar gelmiş. En sevdiğim an! Yeniden doğmak gibi her koli. Bir tanesini alır, K.’ya eşlik ederim dedim. Aslı Erdoğan gelmişti odama, Kabuk Adam’ı attım çantaya. Gün hala sıradan ve hoş. Akşam çıktım, K.’yı aldım. Arabayı metronun önüne park edip yürüdüğümde büyük bir kalabalık ve gürültü. “Göz Göz Göztepe!” Hah, harika! Umarım metroya gelmezler. Yoo, baya geliyorlardı. İki otobüs dolusu –holigan demek az kalır yanlarında- tanımlayamadığım grup metroya indiler. Ben K.’yı asansöre bindirdim iniş için, maruz kalmasın diyerek. İndik, kart basacağız. Bir, iki, üç… turnikelerden atlıyorlar. Dört, beş, altı… hayır koyun saymıyoruz uykumuz gelsin diye, turnikeden atlayan holiganlar! Kart basmadan! Küfürler! Kimin anası, bacası gitti o küfürlerde kim bilir. K. korkudan bacaklarıma yapıştı. Biz televizyon açmıyoruz, çocuk maruz kalmasın ülkedeki zırvalığa diye. Oysa bu ülkede yaşadığımı gözden kaçırmışım. Güvenlik görevlisine bağırıyorum “Bunları nasıl içeri alırsınız, nasıllar görmüyor musun?” Adam naif ve haklı olarak, “N’apayım? Kendimi mi bıçaklatayım” dedi. Onların bindiği metroya binmeyeyim dedim, bekledim ama o kadar kalabalıklardı ki yine de denk geldik küfürlere ve şiddete. Oturduk K.’yla. Elinde kitabı okuyor sözüm ona. Ben Aslı’ya adapte olmuşum, akıyor ama cümleler. Bir de heteroseksist duruşun iki sayfa ötesinde toplumsal cinsiyeti üreten bir kelime de yakalamışım, anlamaya çalışıyorum hiciv mi yapıyor acaba diye. Karşımdaki adam, atıp tutuyor Aslı Erdoğan’a, kulağımı tıkıyorum. Yanımdaki genç kadına takılıyor gözüm, K. bacaklarımda, kütlesi ağır ama okuyor olsun. Onun, Ales ya da Kpss çözdüğünü sanıyorum. Matematik delisiyim, okuduğumu çözmezsem çıldırırım. Göz ucuyla çözmeye çalışıyorum; o arada telefona saate bakıp cebime koyuyorum. Soru: bir sayının 3 katının 4 fazlası, o sayının 5 eksiğinin 2 katına eşittir, bu sayı kaçtır. Ondan önce çözüyor beyin. Epey odaklanmışım. Aslı’ya dönüyorum. K. geldik mi diyor. Son durak diyorum. İniyoruz. Yukarıda S. bekliyor. Turnikelere gelince elimi telefona atıyorum. Yok! Cebime koyduğumu sanıp koltuğa koymuşum. Aklıma kız geliyor; umarım o almıştır. Görevliye söylüyorum ve merkeze haber edelim diyor. Şimdi indim, merkeze değil onun makinistine söylesek? Olmaz diyor. O zaman siz söylerken ben yukarı çıkıp eşime haber edeyim gibi gereksiz bir ayrıntı veriyorum adama. Kafamda o anda saniyeler içinde neler geçiyor. Böylesi bir masrafı nasıl kaldıramayacağımı ve eski telefonumda en azından ‘Snake’ oyunu olduğunu düşünüyorum. Kafamı kaldırınca S.! İyi insan laf üstüne gelir. Üşümüş içeri girmiş o da, bizi beklemek için. Durumu anlatıyorum. Numaramı arıyor. Açılıyor. Bir kadın. Umarım Ales çözen kadındır diyorum. S. anlamıyor tabi. Binip kadının beklediği metro istasyonuna gidiyoruz, soğukta beni bekleyen bir yabancı. K. savruluyor ve durumu anlatmaya çalışıyoruz, anlıyor, yüzü üzgün ve endişeli. Aklımdan geçiyor, acaba bu kadına ne yapabilirim bu iyilik karşılığında. S. tam o sırada, kitabını versene diyor. Kadınla karşılaşıyoruz, evet o! Ales çözen genç kadın. Çok teşekkür ederim, umarım iyi puan alırsın. Ales değilmiş gerçi DGS imiş. Olsun. Aslı Erdoğan’ı emanet ediyorum. Şimdi hem telefonumu geri aldığım için mutlu, Aslı’yı paylaştığım için umutluyum. Dönüyoruz ve K.’nın yemeğini yedirip geçen hafta öğrencim Semih’in hediye aldığı Fazıl Say Konseri’ne yürümeye başlıyorum. Girdikten 5 dakika sonra konser salonunun camlarına saldırıldığını arkadaşım haber veriyor. 1 saat boyunca kendimi, dünyayı, ülkemi, eşimi, işimi, aşımı kaybedip dinliyorum. Bir ara gözlerimi kapayıp tavana dikiyorum kafamı, Ankara Garında ölen arkadaşları için yazdığı besteyi dinlerken ‘in memorial’. Ve aklımdan şu cümleyi geçiriyorum: Bu gün de ölmedim. Ama epey küfürlendim ve kirlendim! Asl’olan yalnız Kabuk Adam. Şimdi Baudeilare dinliyorum, iyiyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder