Ben D.M., K.’nın
annesi. Ona her gün hayvanlardan bahsediyorum. Kitaplarının hayvanlar üzerine
yazılan çizilenlerden olmasına gayret ediyorum. İnsanlık halini her şekilde,
okulunda, dede evlerinde, kendi evinde, misafirliklerde, trafikte, toplu taşıma
da nasılsa deneyimliyor çünkü. Her sabah gözünü açmakta zorlanarak gittiği bir
okulu var. Ekolojik-vejetaryen bir okul hem de. Bunu okuyunca deli olduğumuzu
düşünebilirsiniz, evet. Neyse sorun bizim deliliğimiz değil zaten bugün.
Sanırım birkaç gündür hayat beni veya K.’yla beni sınıyor. Evden çıkma
hallerimizle gün içinde ve sonunda yaşadıklarımızla, teori ve pratiklerimiz
çarpışıyor. Hatta bence biraz K.’nın kafası karışıyor. Annesi olan ben’in de
algıları zayıflıyor ve insanlardan kopuyor. Yıl 2010 aylardan Nisan, ben
köpeklerden çok korkarım o zamanlar. Ama korkarım, sevmem değil! Yanıma yanaşsa
mesela kaçarım. Ama hiç tekmelemem. Babam eve minnacık, bembeyaz bir köpek
getirdi. Nasıl masum, nasıl sığınmaya muhtaç! Gözleri görmeli işte o an. Babam
kucağıma attı. Sokakta doğum yapan bir köpeğin yavrusu, aç ve ıslak. Yağmurda
ıslanmış, üşümüş belli. “Küvette yıkayalım ısınsın” dedik. Su tutuyoruz sesi
çıkmıyor, derisine elledim temizlemek için. Ben, köpekten korkan kadın elledim
evet. Çünkü üzgün o da belli, sevgiye ihtiyacı var. Zaten anasından da koptu
şimdi. Bir baktık her tarafı kene dolmuş. Hemen veteriner… Ve gerekli
tedaviler… Adı Pamuk oldu. 5-6 aylık olana kadar benimle, yatağımda yattı. Gece
üstünü açtı, örttüm. O açtı, ben örttüm. Tez yazardım masamın üstündeydi. Hasta
olurdum karnımı ısıtırdı. Sene 2011 aylardan Eylül. Kilis’e araştırma görevlisi
olarak gidiyorum. Babam havalimanına götürüyor. Arabada 4 kişiyiz. KİŞİYİZ!
Annem bir, babam iki, ben üç, PAMUK dört. Kardeşimin okulu var sanıyorum, gelmemiş.
İç hatlar giden yolcuya yanaştı babam. İndim, bagajı açtık, bavulu aldım.
Annemi öptüm, babamı öptüm. Pamuk’un ıslak burnuna burnumu dayadım öptüm.
Kapıyı kapattık, annem ve babam içerde. Camları kazıyor, ağlama sesi! ‘ıyk ıyk
ıyk…’ Ağlıyorum. Gidiyorum ve özlüyorum. Halini hatırını soruyorum anneme.
Nasıl diyorum. Çünkü o bir CAN! Canlı! Sizin, benim gibi… Şu an yanınızda olan
çocuğunuz gibi! Beraber uyuduğunuz ve aynı evi paylaştığınız eşiniz gibi! Yıl 2012,
aylardan Ekim. Çocuk doğurdum. Pamuk, kıskandı; annem K.’ya bakarken gönül
rahatlığıyla bir köpekle büyümesini istedim; hatta bu isteyip istememe meselesi
bile olmadı benim için. Ama çok diyen oldu, tüyü kaçar, köpek kokar, alerji
olur vs… K., bir köpekle büyüdü. Kedi görse sevdi, köpek görse korkmadı.
Apartmanımızın da bir kedisi var bahçede. Yemeği kaplara konup veriliyor.
Dışarıya suyu konuyor. Gelen giden seviyor, çocuklar zaman zaman oynuyor.
Pekmez adı. Apartmanda gördük, girmiş. Neden mi? Çünkü soğuk be insanoğlu! Sen
dayanabildin mi soğuğa arabanı park edip fakülteye girene kadar? Dayanamadın. O
ne yapsın. Sabah kapıyı açtım. Kalın kumaş düz bir ayakkabım vardı, onun
üzerine yatmış. Nasıl kıvrılmış ama! K. diyor “üşümüş anne”. Üşümüş evet,
çünkü hava soğuk. İyi yapmış içeri girmekle değil mi K.? “Evet anne”. Bugün
gelişini önceden fark ettiğim bir olayın girişiydi bu. Hayvanlar her yerde,
tıpkı biz insanlar gibi. Açıkçası olması gereken de bu. Doğa dediğimiz şeyde
onlarla beraberiz, olmalıyız da. Bu nedenle bizim fakültenin de kedileri var.
Doğup büyüdükleri, beslendikleri, yaşadıkları. Mekan, yapay veya değil. Zaten
mesele de bu değil. Mesele aklı başında birinin bu kedilerle alıp veremediğinin
ne olabileceği. O kedilerin kime ne zararı var mesela? Geçen hafta K. okulda
barınak yaptı kediler için ve her çocuk yaptığı barınağı çeşitli noktalara
koydu. Buradaki mesele de şu; barınakların –küçük kulübeler aslında bunlar-
üzerine “çöp değildir, atmayın” gibi bir ibare yazılması. Bu dünya kimin?
Hangimizin? Kendini tamamen araçsal olarak insan diye konumlayıp “hayvan”dan
dışlayanların mı? Yoksa hepimizin mi? Barış, “insan”lar için mi? Hepimiz için
mi? İnsanlığımızı nerede başlatıp bitirdiğimizi ben artık bilmiyorum.
Düşünsenize akademisyensiniz, kediyle savaşmaya kalkıyorsunuz. “Sakin ol
dostum, kedinin silahı yok. Şimdi sen de yavaşça elindeki dilekçeyi yere
bırak!”. Ne ki, Aristo haklıydı “insan politik bir hayvandı”. Evet, ben bugün
de ölmedim; ama yeterince akademide kirlendim bir yıldır. Merak etmeyin, Evgeny
Grinko dinliyorum, iyiyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder